“Kıbrıs Tarihi Kitabı
değil, Kıbrıslı Türkler Tarihi Kitabı”
“Barış için Eğitim 2-Ortaokul Tarih Kitaplarının Karşılaştırmalı Analizi” Proje Danışmanı Doç. Dr. Niyazi Kızılyürek, yeni tarih kitaplarının aslında Kıbrıs Tarihi’ni değil, Kıbrıslı Türkler’in tarihini anlattığını söyledi.
Doç. Dr. Niyazi Kızılyürek, “Kıbrıslı Ermeniler yok, Kıbrıslı Maronitler yok, Latinler yok. Kıbrıs Rum toplumuna da Kıbrıs Türk toplumunun tarihini içine girdiği oranda göndermeler vardır. Dolayısıyla ortada bir Kıbrıs Tarihi Kitabı vardır demek iddiası fazla bir iddiadır. Yakın tarih bakımından kitabın tamamen Kıbrıslı Türkler Tarihi Kitabı olduğunu görüyorsunuz” diye konuştu.
Post araştırma grubu tarafından UNDP adına yapılan araştırmanın Danışmanı Doç. Dr. Niyazi Kızılyürek ve Teknik Danışmanı Mehveş Beyidoğlu Önen, araştırma sonuçlarını YeniDÜZEN’e açıkladı.
Soru: “Barış için Eğitim 2-Orta okul tarih kitaplarının karşılaştırmalı analizi” projesi hakkında kısaca bilgi verir misiniz?
Kızılyürek: Post araştırma grubunun UNDP adına yaptığı bir araştırma projesidir. Projenin ana konusu eskiden okutulan tarih kitaplarıyla 2005’ten itibaren okutulan yeni tarih kitaplarının karşılaştırmalı analizini yapmak. Proje bitti, sonuçları Türkçe ve İngilizce olarak yayınlayıp kamuoyu ile paylaşıyoruz. Eski ve yeni tarih kitaplarıni inceledik aradaki farklara baktık. Yeni tarih kitaplarındaki genel durumu değerlendirdik. Proje çerçevesinde sadece kitapları karşılaştırmakla yetinmedik aynı zamanda atölye çalışmaları yapıldı. Bunları özellikle tarih öğretmenleriyle yaptık. Tarih öğretmenlerinin yeni tarih kitaplarını nasıl kullandıklarını veya kullanamadıklarını, ne tür zorluklarla karşılaştıklarını konuştuk. Bir anlamda tarih öğtermenlerinin de görüşü alınmış oldu.
Önen: Metodoloji konusunda bazı sorunlar yaşandığını
gördük. Yeni kitaplar öğrenci merkezli olarak yazıldı ama aslında hala daha
sınıflarda anlatım öğretmen merkezli.
Soru: Bu noktada kısaca POST araştırma grubu hakkında
da bilgi verir misiniz?
Önen: POST 2002 yılında kuruldu. Amacımız küçük ve orta ölçekli projeler yapmaktı. Mesela kitap kulübümüz var. Film festivalleri düzenledik. Bunun yanı sıra 2003 yılında beri “Barış için Eğitim” projelerini yapıyoruz. Eski ve yeni tarih kitaplarının kıyaslamasını yaptık. Metodolojik anlamda uygulanan yöntemlerin ne olduğunu inceledik. Workshoplarla kitapların uygulanabilirliği üzerine bir çalışma yaptık ve bulgularımızı rapor haline getirdik. Bu raporlara Türkçe ve İngilizce olarak, www.postri.org adresinden ulaşılabilinecek. İlk projemiz UNOPS/UNDP, ikinci proje UNDP/USAID destekliydi. Üçüncü projemiz de yine UNDP’ye sunduğumuz bir projedir. Yakında onun da sonucunu alacağız. Onda da lise kitaplarının taramasını yapacağız. Barış için eğitim projesinde bir sosyoloğumuz, koordinatörümüz var, danışmanımız ve 3 de akademisyen var. Bu projede toplam 5 kişiyiz.
“Eski kitapların okutulmuş olması kayıp”
Soru: Eski ve yeni tarih kitaplarını kıyasladığınız zaman ilk dikkat çeken unsurlar nelerdir?
Kızılyürek:
Birinci temel özellik, eski tarih kitabının tamamen milliyetçilik ideolojisine
bağlı olarak tarihi sadece bir araç olarak gören ve siyaseti meşrulaştırmaya
dönük bir çalışma olduğunu görüyoruz. Yani kitapta başından sonuna kadar, adanın
bölünmüşlüğünü, eski milli tez olan TAKSİM’in haklılığını aklamaya yönelik bir
tarih anlatımı var. Buna “ulus merkezli” ya da “milliyetçi tarih anlatımı”
diyebiliriz. Bu tarih anlatısında olguların yorumlama biçimi tamamen önceden
belirtilen sonucu, yani adanın taksimini meşru kılmanın aracıdır. Bütün anlatı
aslında sonuçta bir hikayeyi haklı çıkarmak gibidir. Sonuçta bir Hollywood
filmleri gibi bir mutlu son var, mutlu son taksimdir ve olayların gelişimi
tameman o sona göre değerlendiriliyor. Ve hakikaten mutlu son olarak ilan
ediyor, öyle bitiyor. Mehmetçik geliyor kucaklaşıyoruz ve bitiyor.
Bu kadar yıl bu kitapların okutulmuş olması kayıp; çocuklar, eğitim ve tarih
bilgisi açısından büyük bir kayıp.
“Yeni tarih kitaplarında ulus merkezci anlayış ortadan kalktı”
Yeni tarih
kitaplarında ise temel tespit ulus merkezci anlayışın tamamen ortadan kalkmış
olmasıdır. Yeni tarih kitapları Ruım toplumunu ötekileştirmeden, Kıbrıslı
Türklerin tarihini anlatabiliyor. Ayrıca olayları değerlendirmek bilimsel bir
metodoloji ile yapılıyor. Her olayı kendi tarihsel dönemi içinde ele alıyor. Bu
çok önemli birşeydir.
Bir başka fevkalade önemli saydığım yeni kitaplarda sosyal tarih ve gündelik
hayat kültürüne önem verilmiş olmasıdır. Yani tamamen askeri ve siyasi tarih
değil, sosyal tarih kaygısı da var. Yaşadığınız adadaki insanlarla aynı mekanı
paylaştığınız ve ondan kaynaklanan bir takım paylaşımların olduğu da anlatılmış.
Mesela ortak grevlere gidilmiş, dini bayramlarda karşılıklı ziyaretler yapılmış,
düğünlere gidiliyor. Gündelik hayat içindeki ortak anları ön plana çıkarmış
olması Kıbrıs Rum toplumu ile aynı mekanı paylaşma duygusunu kuvvetlendiriyor.
Rum toplumunu şeytanlaştırmıyor.
Üçüncü önemli şey görsel malzemedir. Kitapta çok ilginç karikatürler ve resimler
vardır.
Soru: Kitapta eksik bulduğunuz unsurlar nelerdir?
Kızılyürek: Aslında Kıbrıs Tarihi değil, Kıbrıslı Türklerin tarihi anlatılıyor. Bu önemli bir eksiklik.
“Öğretmenlere hizmet için eğitim yapılmalı”
Soru: Aslında Kıbrıslılığın çok fazla vurgulandığı yönünde eleştiriler var...
Kızılyürek: Hiç alakası yok. Kıbrıslı Ermeniler yok, Kıbrıslı Maronitler yok, Latinler yok. Kıbrıs Rum toplumuna da Kıbrıs Türk toplumunun tarihinin içine girdiği oranda göndermeler vardır. Dolayısıyla ortada bir Kıbrıs Tarihi Kitabı vardır demek iddiası fazla bir iddiadır.
Önen: Aslında ilk iki kitap için aynı şeyi söyleyemeyiz. İlk iki kitapta daha fazla Kıbrıs’ın eski dönemlerinden bahseder. O yüzden bu söylenenler orta üç için söylenebilir. Bu kitaplarda ana vatan Kıbrıs’tır, Türkiye’den kopmuş değildir.
Kızılyürek: Yakın tarih bakımından kitabın tamamen Kıbrıslı Türkler Tarihi Kitabı olduğunu görüyorsunuz. İkincisi Post araştırma grubunun tespitlerine göre kitaplar yenilenmiş ama bu yeni kitaplara göre öğretmenleri eğitmek konusunda inisiyatif alınmamış. Eski kitabı anlatan öğretmenlerle yeni kitabı anlatan öğretmenler aynı ama herhangi bir eğitime tabi tutulmamışlar. Hizmet içi bir eğitim olabilirdi. Eğitim tekniği ve yeni kitaplara dönük bir öğrenim hazırlığı yapılmamış. Bu kitapları yapmışsanız mutlaka öğretmenleri de ona göre eğitmenin yollarını da bulmalısınız.
Bir de çok malzeme kullanılmış. 45 dakikalık bir tarih dersini, haftada bir ya da iki defa yapıyorsanız, o süre içinde o kitapta kullanılan malzemeyi tüketmeniz mümkün değildir. Bizde yanlış bir anlama var, “şunu da yazmalıydık, bunu da yazmalıydık” gibi. Hayır. Sanki tarih bütün ayrıntıları anlatan birşeymiş gibi. Tam aksine öğrenci merkezli bir anlayış, mümkün olduğu kadar az malzeme ile, öğrenciyi az yönlendiren, öğrencinin merakını uyandırıp öğrenciyi araştırmaya sevk etmektir. Öğrenci bir konuyuı beğeniyorsa onu araştırmaya yönelmelidir. Dolayısıyla bir tarih kitabı herşeyi söylemez, bu mümkün değildir.
Önen: Bu kitaplar hazırlanırken
öğretmenlere rehber bir kitap hazırlanacaktı ama bu daha hazırlanamadı. Bizim
öğretmenleri eğitmek için bir pğrojemiz var. Çeşitli şekillerde öğretmenlere bu
öğretim teknikleriyle ilgili bilgi verebilecek ya da onları buluşturabilecek
olanaklar yaratmaya çalışıyoruz. Bu projemiz henüz onaylanmadı, çok büyük
ihtimalle onaylanacak. Uluslararası pedagoglar gelecek ve yeni öğretim
teknikleriyle ilgili bilgiler verecekler. Aynı şekilde kuzeyden güneyden
tarihçiler bir araya gelecekler ve “bizim tarihimiz nasıl olabilir, nasıl
olmalı” diye tartışacaklar. Yine bunları yapmış güzel bazı örnekler var ,
Almanya-Fransa gibi, Bosna Hersek gibi.
“Rum toplumu yeni başlıyor”
Soru: Bir sonraki adım da adanın iki tarafında ortak bir tarih kitabının okutulması olabilir mi?
Kızılyürek:
O şimdilik mümkün görünmüyorum. Kıbrıs Rum toplumunda henüz daha tarih
kitaplarını yenilemek söz konusu olmadı. Oysa orada da tarih kitalpları ve tarih
öğretimi çok sık tartışılıyor. Geçenlerde Rum Eğitim Bakanlığı kitapları yazmak
üzere bir komisyon atadı. Yani Rum toplumu yeni başlıyor.
Tarihçileri bir araya getirmek, önce tartışmak, bunu zamana yaymak gerekecek,
bir ön hazırlık gerekecek diye düşünüyorum. Bu ön hazırlığın sonunda belki
ortak tarih gibi birşey tartışılabilir.
Yeni tarih kitaplarında gördüğüm bir başka eksiklik daha var. Belli olayları birkaç Rum tarihçinin gözüyle veya onların yorumlarını da kitaba bir şekilde alabilselerdi çok iyi olacaktı. Bu tekniği Fransa ve Almanya kullanıyor. Ortak tarih kitaplarında aynı görüşü paylaşmadıkları yerde iki ayrı yorumu koyuyorlar. Örneğin 1964’ü anlatacaksanız, “Kanlı Noel” diye anlatılıyor resmi tarihte, Rum tarihinde de “Türk isyanı” diye anlatılıyor. Bu ezbere böyle gidiyor. Tarihçileri bir araya getirip onları tartıştırmak ve sonra ortaya çıkacak farklı yorumları yanyana koymak fevkalade cazip olabilirdi bence.
“Mucize yaratıldı”
Şunu da söylemek lazım bu tarih kitapları biraz aceleye geldi. Hükümet değişikliğinden sonra süratle yapıldı. Hakikaten bir mucize yaratıldı, çok kısa sürede çok değerli kitaplar hazırlandı. Herşeye rağmen başarılı kitaplar. Yani bilimsel tarih araştırmaları fevkalade sınırlı olan bir ülke ve buna rağmen iyi bir tarih kitabı üretildi, bunu açıkça söylemek lazım.
Bu arada üniversitede Türkoloji bölümünün girişimiyle POST, Fransız ve Almanlarla Kasım ayında “Yunanistan, Türkiye ve Kıbrıs’ta tarih kitapları ve tarih yazıcılığı” diye bir seminer düzenliyoruz.
Soru: Kuzeydeki üniversiteler ile bu konuda bir işbirliği var mı, bu konuda sıkıntılar olduğunu biliyoruz...
Kızılyürek: Kuzey’de maalesef yok. Üniversite olarak bir proje yaptığımız zaman Kuzey’deki üniversitelerle işbirliği yapamıyoruz. Ancak bireysel kapasitemizle işbirliği yapabiliyoruz. Dolayısıyla yapacağım bir araştırma ya da bir konferansa ortak örgütleyici olarak maalesef Kuzey Kıbrıs üniversitelerinin adını koyamıyoruz. Bu da benim açımdan kabul edilmez bir durumdur ama gerçek de budur. Şu anda Kıbrıs Rum toplumunu yönetenlerin Kıbrıs Üniversitesi’ne böyle bir dayatmaları vardır.
Soru: Eğitim Bakanlığı tarafından kitapların hazırlanmış olmasının da doğru olmadığını söylüyorsunuz...
Kızılyürek: Normalde Eğitim Bakanlığı’nın bir tek tarih kitabını hazırlatıp okullara göndermesini çok doğru bulmuyorum. Çoğulcu eğitim anlayışına biraz aykırı buluyorum bunu. Eğitim Bakanlığı inisiyatif alabilir, komisyon da kurabilir ama ihaleye çıkarak başka bireysel uzmanların da tarih kitapları yazıp piyasaya sürmesini, en azından yazılan tarih kitaplarından seçme hakkını kullanabilir. Her zaman birden fazla tarih kitabı kullanmak daha iyidir. Çünkü tarih sonuçta bir anlatıdır, yoruma dayalı bir anlatıdır. Dolayısıyla farklı yorumları içeren kitapların yanyana durması önemli. Mesele İngiltere’de bu uygulanıyor. Öğretmen hiçbir zaman bir tek tarih kitabıyla sınıfa girmez. Zaten çağdaş tarih yazımında hiç kimse “the history” yazmıyor, “ a history” yazıyor. Çağdaş yorum budur.
“Eleştirlerin çoğu ideolojik”
Soru: Yeni tarih kitaplarıyla ilgili bazı eleştiriler var. “Türk kimliği bırakılıyor Kıbrıslılık ön plana çıkarılıyor” deniyor. Siz bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kızılyürek:
Doğrusunu isterseniz bu eleştirilerin çoğunu ideolojik eleştiriler olarak
görüyorum. Tarih kaygısıyla yola çıkılmış eleştiriler değil. Zaten dikkat
ederseniz kitaplar halen kimlik üzerinden değerlendiriliyor. “Kitap bir kimlik
mi üretiyor” tartışması bağlamında yürünüyor. Tarihin belli bir kimliğin
oluşmasıyla ilgili etkisi vardır ama bu 19’uncu yüzyıl geleneğiydi.
Kitabın ben “Kıbrıslı” kimlik kurgulama diye bir derdi olduğunu hiç göremedim.
Tam aksine benim gözlemime göre daha önce de söylediğim gibi adada yaşayan bütün
insanları, bütün nüfus gruplarını kapsamamış bir tarih, dolayısıyla bir “Kıbrıs
Tarihi” değil. Kitabın doğru adı aslında Kıbrıslı Türkler’in Tarih Kitabı
olmalıydı.
Rum tarih kitaplarına bakış...
Soru: Güney’deki tarih kitaplarıyla Kuzey’deki yeni kitapları kıyaslarsanız neler söyleyebilirsiniz?
Kızılyürek:
Bu proje kapsamında değil ama ben kendi bilimsel çalışmalarım içerisinde böyle
birşey yaptım, yapmaya devam ediyorum. Kıbrıs Rum toplumu çok farklı bir tarih
olgusuyla karşı karşıya. Bir kere çok uzun yıllar Kıbrıs tarihi kitaplarının
yazılması söz konusu değildi. Kıbrıslı Rumların tarihi Helen ulusunun tarihi
içinde ele alındı. Bu 20’li, 30’lu, 40’lı yılların ENOSİS havasında kendini
Helen ulusunun organik parçası sayan, o ulusla bütünleşmek isteyen bir toplum
olduğu için bütün tarihini de Helen tarihi çerçevesinde ele alıyordu. Ayrı
Kıbrıs tarihinin yazılmasına karşıydı. 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmasına
rağmen bu durum fazla değişmedi. Ayrı bir devlet olmuş olmasına rağmen kültürel
bakımdan Yunanistan’a yakın durmak gibi bir kaygıyla yine Kıbrıslı Rumların
kendi tarihi Helen ulusunun tarihi içinde cereyan etti. 1974’den sonra ilk defa,
sanıyorum 1979 yılında, Kıbrıs Rum Eğitim Bakanlığı’nın hazırlattığı bir tarih
kitabı ortaya çıktı. Zaman zaman o tarih kitapları okutuldu ancak onlar da hem
ciddi zaafları olan, hem fevkalade ulus merkezci yaklaşımdaydı. Onun dışında o
tarih kitapları da zamanla terk edildi çünkü mecburi tarih kitapları değildi.
Mecburi olan yine Helen ulusunun tarihiydi ve onun içinde yer alan Kıbrıs tarihi
vardı. Yunanistan’da geçen yıl Helen ulusunun tarih kitabı değiştirildi ve orada
Kıbrıs’a yapılan 3 sayfalık göndermeyi de Kıbrıslı Rumlar şiddetle protesto
etti. Beğenmediler ve çok ciddi bir tepki koydular, hem devlet hem de toplum
düzeyinde. Zaten bu tepkiden sonra kendi kitaplarını yazma kararı aldılar.
Dolayısıyla Rum toplumunun Kıbrıs tarihini yazma konusunda fevkalade sıkıntıları
vardır. Mesela orada Kıbrıslı Türklere hiç gönderme yok. Biz burada Kıbrıslı
Türkler’in tarihi kitaplarının eksiklerinin sayarken “bütün nufusa gönderme
yapmadı” dedik ve “Kıbrıslı Rumlar’a da Kıbrıslı Türkler’in tarihinin içine
girdikleri oradan gönderme yaptı” diye bir eksiklik tespit ediyoruz. Oysa
oradaki eksikliğe baktığınız zaman Kıbrıslı Türkler hiç yoktur. Çağdaş bir
Kıbrıs tarihi üretmek onlar açısından ciddi bir sorun olacak çünkü Kıbrıslı
Türkler hakkında en ufak bir bilgi sahibi olmadıkları gibi, bu konudaki
araştırmalar da son derece az.
Dolayısıyla Rum toplumu eğitim içinde temel eksiklik şu, Kıbrıslı Türkler ile
ilgili bilgiler ya hiç yok, ya çok az ya da çarpıtılmıştır. İkincisi Kıbrıs
Kıbrıslı Türkler’in de yurdu olarak hiçbir biçimde ortaya çıkmıyor. Öğrenci
okuldan çıktığı zaman Kıbrıslı Türkler’e karşı fevkalde ön yargılı davranıyor.
Bunu gösteren bir sürü de araştırma var. İlkokul öğrencilerine bir Kıbrıslı Türk
imajı sorduğunuz zaman bütün önyargıları görüyorsunuz.
